Anonim sordu:
Ben Allah'a inanıyorum ama "insanlar neden yaratıldı" sorusuna bir türlü mantıklı bir cevap bulamıyorum.

selam sevgili ohayolular,

bildiğiniz gibi habercilikte 5n1k ilkesi vardır. bir gazeteci, bir haberi oluştururken “ne, nerede, ne zaman, nasıl, neden ve kim" sorularına cevap vermek durumundadır. aksi halde habercinin adı asparagasçıya çıkar ve bir süre sonra bu adamın sözüne kimse itibar etmez. bir okuyucunun, okuduğu haberde en çok "kim ve ne?" sorularına önem verdiği, 10. satırdan itibaren "neden?" sorusuna cevap aradığı, "neden?" sorusuna mantıklı bir cevap bulamazsa haberi okumayı yarıda bıraktığı gazeteciler tarafından da kendi derslerinde anlatılmaktadır. (bkz: http://bit.ly/v4XFF4 - sayfa:3) (kaynaklarla konuşuyoruz beyler ehehe)

bir insan olarak, varoluşumuzla ilgili 5n1k sorularını sormak bizim en doğal hakkımız elbette. allah da bize bunu emrediyor zaten; bilim yapmamızı, aklımızı kullanmamızı, düşünmemizi ve bunlardan dersler çıkarmamızı. okuduğumuz bir haberde bile 5n1k sorularına cevap bulamazsak sonuçların ne olacağı malûmken, “herşeyden haberdar" olduğunu söyleyen allah’ın, bu sorulara yanıt vermemesi kabul edilemezdi şüphesiz ki.

hiç uzatmadan konuya gireceğim, allah kuran’da şöyle der;

zariyat 56:
"ben cinleri ve insanları, sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.”

ilk okuyuşta mantığına ters geldi ve seni rahatsız etti değil mi? gözlerinin önünde ego sahibi, insanları umursamayan ve kendisine kul edinen nuri alço gülüşlü bir tanrı portresi belirdi. üzerine düşünmeden önyargıyla yaklaştığımız herşey bizi rahatsız eder güzel kardeşim. o yüzden önce gel kulluğun tanımını bir yapalım.

kul ve köle olmak denince aklına köle pazarları, köle izaura, insanlık dışı köle-sahip ilişkisi geliyorsa bu senin hayat algındır. yazıyı okumaya devam edersen bu algıyı yıkacağına inanıyorum. allah, insanın bir başka insana köle olmasını kesin olarak yasaklamıştır. 

kul olmak, birine veya bir şeye muhtaç olmak demektir. insan, kelimenin tam anlamıyla muhtaç bir varlıktır. çok basit düşünürsek insanlar yemek yemeye, bir barınağa ve kendisini koruyacak elbiselere muhtaçtır. daha da detaylandırırsak ihtiyacın gerçekten de sonu yoktur. “ben ekmeği fırından alıyorum, ihtiyacımı fırıncı karışılıyor" diyebilirsin, fakat ekmek yapabilmek için buğday gerekir. o buğday toprakta yetişmezse fırıncı ekmeği nasıl üretebilir canım kardeşim? "ekmek bulamazsanız pasta yeyin" demek de bir çözüm olsa keşke. üstelik fırıncı da kendi ihtiyaçlarını gidermek için sana ekmek satar, babasının hayrına değil yani. "lc waikiki’den kazak aldım geçen 79.99’a şahane" diyorsun ama, o kazak için kimbilir kaç ipek böceği hayatından oldu, kaç koyunun yünleri kırpıldı. ipek böceği de, yerde biten buğday da, gökten inen su da, bunların hepsi müthiş birer nimettir ve insanın hayatını idame ettirmesi için olmazsa olmazlardır.

ve bu ihtiyaçların belki de en önemlisi, sevmek ve sevilmek ihtiyacıdır. insanın bu ihtiyacı daha annesinin karnındayken başlar. ve ölene kadar da devam eder.

insan, ne kadar da inkar etse, yaşadığı süre boyunca kul olacağı şeyler arar. daha doğrusu kendisine bir sahip arar. (daha önce şu yazıda detaylıca bahsetmiştim: http://bit.ly/u1r1Kr) kimisi paranın kulu olur, kimisi teknolojik bir aletin, kimisi de sevgilisinin. sorsan herkes de “hayır ben kulluk etmiyorum” der üstelik. gelin şimdi basit örneklerle ilerleyelim ve öyle mi değil mi görelim.

belindeki kemer olayım, saçındaki toka olayım, nefesin olup içine dolayıp, iste kölen olayım ooooğoğoo" / ahanda tarkan’ın şarkısı, salına salına sinsice, girdin kanıma gizlice hesaağbı ehehe.

sen yeter ki sev kulun olayım. bir dile bin yıl kölen olayım. koynuna boynuna dolanayım, mahşere kadar.” / sertab erener - sen yeter ki sev

iste kölen olayım, istersen ağlat beni. başkasını seversen bil ki yaşatmam seni.” / zeki müren - damarımda kanımsın (bambaşkaymış bu sözler yalnız, orta noktası yok amcanın ehehe)

"bir sağa, bir sola hop oynarım. uğruna kul köle olurum. pervaneyim sana divaneyim ama. başına bela olurum.” / tarkan - başına bela olurum (may feyvırıt popsıtar iz tarkan)

"i will give you all my love. nothing else is free. open up your heart to me. and i would be your slave. / david bowie - i would be your slave (ingiliççe de yazayım ki kul olmanın evrensel olduğunu tüm dünyaya duyurayım)

seninle hayatı cennet sanırdım, melek gibi görüp koşardım sana. sıcak nefesinden hayat alırdım,  herşeyim sendin ne yaptın bana." / ismail yk - yaralıyım (david bowie’den sonra ismail yk küfür gibi oldu biraz ama idare et)

"jötem ille de jötem, emret uğruna dağları aşıp gelem." / serdar ortaç - jötem (adı batasıca)

sevgili kardeşlerim, zorlasak binbeşyüz tane şarkı yazarız buraya, o yüzden fazla uzatmayacağım. bunlar sizi kesmediyse sevgiliye kul olmakla ilgili ikiyüz bin tane şiir, ellibin tane kitap, yüz tane antik mısır’dan kalma hiyeroglif gösterebilirim size. bunlar da kesmezse tumblr daşbord’unuza bakmanızı tavsiye ederim. sürekli birilerinin kulu kölesi olan sevgi pıtırcıkları ile dolu tumblr zira.

bu konuyla ilgili böyle örnekler vermek pek hoşuma gitmese de günlük olaylar üzerinden gidelim ki, kavramlar daha kolay anlaşılsın. mesela bir insan, neden kendisine sevgili edinir de onu çok sever? hatta olayı abartıp uğruna ölecek boyutlara girer? bu bile başlı başına bir yazı konusu esasında. bir insan, içindeki sonsuz boşluğu böyle doldurmaya çalışır da ondan. yoksa kimse kimsenin kara kaşında kara gözünde değil emin ol. ferhat’ın şirin için dağları deldiği falan yok. ferhat ne yapıyorsa kendi boşluğunu doldurmak için yapıyor. çünkü ferhat muhtaç. yemek yemek zorunda, yedikten sonra sıçmak zorunda, uyumak zorunda ve herşeyden önce sevmek ve sevdiği güvendiği birine sırtını dayamak zorunda. çünkü ferhat bir insan. ve ferhat ancak içindeki bu korkunç boşluğu doldurarak huzur bulabilir.

rum 21:
o’nun delillerinden biri de, huzur bulasınız diye kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgiyi ve şefkati yerleştirmesidir. kuşkusuz bunda, düşünen insanlar için dersler vardır!

şimdi düşün bir sevgilin olsa; bir dediğini iki etmeyip her dediğini yapsan dahi sevgilin bir zaman sonra bundan bile sıkılabilir. “erkek dediğin biraz maço olmalı" filan der, trip yapar, "sorun sende değil bende" der. maçoysan kibar olmanı ister. senden gitarla romantik şarkılar çalıp söylemeni ister, sonra senden ayrılıp nihat doğan tipli adamlarla sevgili olur. lan yemin ediyorum mümkün değil ilişkilerde karşı tarafı memnun etmek. dolayısıyla içindeki korkunç boşluğu başka bir insanla doldurmaya çalışan her insan, sonunda sevgilisinden ayrılır ve ayrıldıktan sonra arayışa girer. fakat bu arayış, asla bir kadın veya erkek arayışı değildir. bu sadece ve sadece; "bu boşluğu nasıl doldurabilirim?"in arayışıdır. "kendimi yeni bir ilişkiye hazır hissetmiyorum" diyen bir insanla karşılaştıysan bil ki hayatındaki boşlukları senden daha iyi dolduracak şeyler bulmuştur. emin ol, ayak yapıyordur o nazlı yar, katakulli yapıyordur o gönülçelen ehehe.

soruyorum size; sevgilinize hiç mi muazzez abacı şarkıları ile seslenmediniz? “seninle cehennem ödüldür bana, sensiz cennet bile sürgün sayılır!" diye hiç mi kapısında serenat yapmadınız? muazzez abacı’yı geçtim, selami şahin’den bir kuple de mi söylemediniz yahu? oğlum bırakın bu entel kuntel radiohead kafalarını. sevgilinize bir ebru gündeş şarkısı ile seslenemedikten sonra ben neyliyim öyle ilişkiyi. neyse konumuz bu değil şimdi.

velhasılı, yaratılmış olana kul köle olurken iyi, fakat iş seni yaratan sonsuz sevgi sahibi (rahman) ve ikramı çok olan (rahim) allah’a kulluk etmeye gelince “tanrı ego sahibi!!1” öyle mi?  sevgiden haberiniz olsaydı eminim bunun üzerine biraz da olsa oturup düşünürdünüz. “sevgi anlaşmak değildir, nedensiz de sevilir" diyen teoman kılıklı insan, "ben böyle egoist bir tanrının kulu olmam!!1bir1!" diyorsa niyetini sorgularım ben o adamın. nelerin peşindesin oğlum açık açık konuş derim.

her üç lafından biri “aşkım, biriciğim, bebişim” olan adam; müslüman bir kimsenin ağzından çıkan “bismillahirrahmanirrahim” kelamını sığ buluyorsa, ben o adamın her aşkım demesinin altında bambaşka anlamlar ararım. senin sığ bulduğun kelimenin anlamı şu güzel kardeşim: “sevgisi sonsuz (rahman) ve ikramı da çok olan (rahim) olan allah’ın adıyla." eğer sen bu sonsuz sevgiden nasibini alamıyorsan ve sana karşılıksız yapılan ikramları da görmüyorsan nankörsündür, bunun başka bir açıklaması yok. en basitinden annen sana yemek yapsa, doğal olarak ona teşekkür edersin, eline sağlık dersin. peki annenin yemek yapabilmesi için gerekli olanlar nereden geldi hiç düşündün mü, neden ondan yüz çeviriyorsun? o yüzden kuran’da "allah nankörleri sevmez" diye onlarca ayet vardır. ya neden olacağdı? nankörü kim sever ki hem?

ve; “ben cinleri ve insanları, sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.” ayetinden sonra bakın ne geliyor;

zariyat 57-58:
ben, onlardan bir rızık istemiyorum. bana yedirmelerini de istemiyorum. şüphesiz ki rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da allah’tır.

yapılan kulluğun faydası kimeymiş, 57 ve 58. ayetlerde yeterince açık sanırım? allah açık açık diyor ki, rızkı da veren benim, herşeye gücü yeten de benim. öyleyse neden bana kulluk etmiyorsun da kendilerine dahi faydası olmayanlara kulluk ediyorsun?

şimdi diyebilirsin ki, o zaman allah neden bizi muhtaç bir canlı olarak yaratmış. allah’tan başka kimseye muhtaç olmasaydık, belki günah da işlememiş olurduk. güzel kardeşim, böyle bir varlık var zaten. adına da melek diyoruz halihazırda. 

bakara 30:
hani rabb’in meleklere: “ben, yeryüzünde bir halife atayacağım.” demişti de melekler allah’a şöyle demişlerdi: “orada bozgunculuk edecek ve kan dökecek birini mi halife olarak atayacaksın? oysa ki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz.” allah şöyle dedi: “şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.

ve sonrasında allah, meleklerden insana secde etmesini ister. kuran’da da dediği gibi; insan, yaradılış itibariyle meleklerden daha üstün bir varlıktır. çünkü insanın özgür iradesi vardır. fakat meleklerin böyle bir iradesi yoktur. melekler, verilen her görevi sorgusuz sualsiz yerine getirirler. tıpkı bir bilgisayar programı gibi düşünebilirsin. fakat insan çok başkadır. bir iradesi vardır. “allah’ın yeryüzüne atadığı bir halife”dir insan. iradesi olan ve sınırlı da olsa (cüzi) yaratma becerisi olan bir varlıktır. insanın neden yaratılanların en hayırlısı olduğunu şimdi anlayabiliyor musun? hiçbir baskı olmadan kendi iradesiyle gözüyle görmediği allah’a gönülden bağlanmasının önemini kavrayabiliyor musun?

tabi buradan asla şöyle bir anlam çıksın istemem. sapık spiritualist tasavvufçuların bahsettiği “mutual sevgili ilişkisi” değil bahsettiğim. hani ibn-i arabi diyor ya, “allah bana ibadet eder, ben de o’na ibadet ederim" diye. bu sapıklardan yalnızca sana sığınırım güzel allah’ım. allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. 3 kulhu 1 elham diyorsunuz ya, hah işte o "kulhu" dediğiniz ihlas suresi’nde şöyle der, "kul huvallâhu ehad, allâhus samed”. (allah tektir. herşey ona muhtaçtır, fakat o hiçbir şeye muhtaç değildir) allah’ın ne bizim ona kulluk etmemize, ne başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

sonuç olarak; insanlar, sadece ve sadece allah’a kul olsunlar, o’nun sonsuz sevgisinden ve güzelliğinden nasiplensinler, özgür iradeleriyle yaptıkları güzel işlerin karşılığını da fazlasıyla alsınlar diye yaratılmışlardır. özgür iradeleriyle sapkınlığa düşen, yeryüzünde zulüm yapan nankörler ise elbette bunun cezasını çekecekler. allah’ın adaletinde en ufak bir adaletsizlik yoktur. ve insanın gerçek hayatı asla bu dünyada değildir.

ve şahsi fikrim, bu ceza için ateşle dolu cehenneme bile gerek yok. allah’ın rahmeti o kadar muhteşemdir ki, bu rahmetten, bu güzellikten uzaklaştırılmak bile en büyük ceza olacaktır.

hatta kuran’da bazı ayetler vardır ki, ahirette allah’ın güzelliğinden ve rahmetinden mahrum kalan bu inkarcılar şöyle derler;

şuara 102: 
"ne olurdu bir kere daha dünyaya dönebilseydik de inananlardan olsaydık."

hicr 2:
inkar edenler, “keşke müslüman olsaydık” diye çok arzu edeceklerdir. bırak onları, yesinler, zevklensinler; sonu gelmez arzuları onları oyalasın. yakında bilecekler.

en’am:
27. ah bir görsen, ateşin başında durdurulup da şöyle dediklerini: “ne olurdu geri gönderilsek, rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve müminlerden olsak.”
28. hayır, daha önce gizleyip durdukları karşılarına çıktı da ondan böyle diyorlar. geri çevrilselerdi yine o yasaklandıkları fenalığa mutlaka döneceklerdi. şüphesiz onlar yalancıdırlar.
29. onlar, “hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir; biz, bir daha da diriltilecek değiliz”, demişlerdi.
30. rablerinin huzurunda durduruldukları vakit onları bir görseydin. rableri; “bu gerçek değil mi?” der. onlar da “rabbimize andolsun” derler, “evet, gerçek”. rableri de “öyleyse inkar etmenizden dolayı tadın azabı” diyecek.
31. allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. nihayet onlara ansızın o saat gelip çatınca, bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, “hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay halimize!” diyecekler. dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür.
32. dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. elbette ki ahiret yurdu allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. hâlâ akıllanmayacak mısınız?

diyeceklerim bunlardan ibaret. böyle derin bir konuyu otuz satır yazıda anlatmak pek mümkün değil, umarım buna rağmen açıklayıcı olmuştur. ayrıca bu tür sorularınız için hepinize çok teşekkür ederim. bu sorulara verdiğim cevaplardan rahatsız olanlar lütfen bana çemkirmek yerine unfollow butonunu kullansınlar. yazdıklarımı okuyan tek bir kişi kalsa dahi bu sorulara cevap vermekten vazgeçmeyeceğimi bilmenizi isterim.

selam olsun hepinize,

sizi çok seven kardeşiniz, ziegfiroyt